AÇIK YAPIT – BÖLÜM 1,2,3
AÇIK YAPIT
Bu çalışmada hakkından gelme ve ilk üç bölümünü analiz etme niyetiyle yola çıktığım ama beni üçüncü bölüme gelince tüketen Açık Yapıt gerçekten zor bir kitap. Bu sayfanın ilk cümlesinde çok iddialı konusmustum sildim degistirdim. Başlık İlk üç bölüm. En yakın zamanda kendimi kapalı bir eserle şarj edip, gerisini eklerim merak etmeyin. Kolay okunamadığı için bu tip kitaplara karşı gelişen bir korku var içimizde. Halbuki elimizi taşın altına koyduğumuz takdirde, insan yapımı, insan zekası ile üretilmiş her şey yine insan zekası ile alt edilebilir. Savaşmamız gereken bu korkunun altında hafif bir entelektüel tembellikte yatıyorken, onların ekmeğine yağ sürecek bir çalışma gibi görünsede aslında şu yazıyı okumaya çalışmanız bile belli bir çaba gerektiriyor. Kullandığım dilin didaktik olmasının sebebi kısmen öğrendiklerimi paylaşma hevesinden, kısmen öğretmenliğin getirdiği mesleki deformasyon, kısmen de öğretirken öğrenme şiarından.
Zor diye üstüne yapıştırılan bu sıfatın en büyük sebebi, kitapta ele alınan konunun kendisinin çetrefilli olması. Ve yazarın bu konunun hemen her katmanını açıklaması. Açık yapıt kitabı, basitçe modern sanat eserlerinin geleneksel sanat eserlerinden ayrılmasını tanımlayan bir sanat kuramı. Ancak kitap verdiği örnekler, açıklamalar ve bölümleriyle, bir sanat kuramı çerçevesini aşmakta.
Bir çırpıda okunabilecek sıradan bir kitap olmaması yüzünden, Açık Yapıt özel bir yaklaşım gerektiriyor…Hatta entelektüel bir savaş. Bir ön hazırlık yapmalı ki bilgi birikimimiz yeterli olsun ve yapılan göndermeler havada kalmasın. Bu bir savaşsa eğer hangi cephede olursak olalım teçhizatlarımız olmalı: Gelelim savaş öncesi ön çalışmamıza. Yani kitabın kabuğunu kırma işlemimize:
Bunun için, kitapta bahsedilen temel kavramların tanımlarını iyice oturtmalıyız…: Sırasıyla gerekli gördüğüm kavramlar, kitaplar, eserler ve isimler şunlar;poetika, logos, pragmatizm, arketipal yolculuk, yananlam, göstergebilim, etkileşimli psikoloji, kavrama evreleri, chaos, cosmos, anlamsal çokluk, entropi, olasılık dışı, Gestalt teori, Piaget, Ulysess, Finnegans Wake, İlahi Komedya, Dewey, Wiener Sibernetik.
Benim kabaca verdiğim bu ön hazırlıktan sonra, kitabı okurken de “dur-üzerine düşün-not al” taktiği en sağlıklısı. Dip notlarını ihmal etmemeli. Kim ne demiş ve bunun üzerine başka biri bu fikri nasıl geliştirmiş, veya anti-tez geliştirmiş not almak gerekli. Yani okurken belli bir içe kapanıklık gerekiyor. Tıpkı karanlık odada filmin banyo edilmesi gibi beynimizdeki karanlık odayı, fikirler yavaş yavaş otururken dış dünyanın gürültüsünden uzak tutmalıyız. Etrafımız ne kadar çok iletiyle dolu:((( Onları göz ardı etmeli. Disiplinli bir gerginlik ve kontsantrasyon çok işe yarıyor. Kısacası sakin bir ortam, telefonların sesinin kısılması, TV’nin kapalı olması lazım.
Kitapta geçen ilginç örnekleri kaçırmamak lazım. Hangi fikri destelemek için kullanıldığına odaklanırsak konuya biraz daha hakim olabiliriz.
BÖLÜM 1 -AÇIK YAPIT POETİKASI
Bu bölümde açık yapıtın tanımı üzerinde durulmuş. Günümüzde, müzik eserleri bestecileri yorumcusuna kendi değerlendirmesi için belli bir özgürlük alanı sağlamaktadır. Açık yapıt bir müzik eseri ise yorumcusuna kendi yorumunu katacak özgürlüğü veren bir eserdir. Burada geleneksel yapının katı yaklaşımından uzaklaşılmakta. Kitapta adı geçen klasik eserler; Eine Klein Nacht Music, Aida yapısı gereği pek de açık olmayan eserlere örnek teşkil ederlerken, Scambi gibi eserlerde açık yapıt olarak açıklanıyor.
Bu yüzden, bu noktada estetik kuramcılar, açık yapıt konusunu iki açıdan tartışmışlar: Bir eserin tamamlanmışlığı ve açıklığı. Standard duruma göre bir sanat eseri tamamlanmış bir ürün olmalıdır. Diğer bir değişle, bir sanatçının bir dizi iletişimsel etkiyle, kendi yarattığı özgün kompozisyonu her izleyicinin kendine göre anlamlandıracağı şekilde düzenleme uğraşının so ürünüdür.” (Eco 9-10)
Pousseur bu konuya açıklık getirmiştir. Açık yapıtın poetikası yorumcu açısından “bilinçli özgürlüğün, edimlerini kolaylaştırır, onu sınırsız bir iç ilişkiler ağının odak noktasına koyar.” Yani yorumcu, kendi formunu oluştururken dış zorunluluklardan çok kendi iç ilişkilerine bakarak düzenlemelerini yapar. Açık yapıtı tamamlanmamış eser diye niteleyenlere karşı bir savunma geliştirir. Açık yapıt bir eserin bitmemiş olduğu anlamına gelmez. Açıklık kelimesini geniş anlamda ele almalıyız der ve şöyle devam eder; ”Herhangi bir sanat yapıtı izleyiciye bitmemiş bir durumda aktarılmamışsa bile özgür ve yaratıcı bir yanıt ister.” Çünkü der, “yorumcu yaratıcıyla psikolojik bir işbirliği içinde yapıtı yeniden yaratana kadar yapıttan haz alamaz” Tabii burada önemli bir noktayı kaçırmamalıyız. Açıklık sadece sanatsal yorumun kaçınılmaz bir öğesi değil. Açıklık sanatçının kendi üretiminin olumlu bir yanıdır ve sanatçı işini en üst düzeyde “açıklığa” ulaşacak şekilde sunar (Pousseur qtd. in Eco 11).
Platon Sofist adlı çalışmasında “Ressamların, orantıyı nesnel bir uyum olarak değil de, kendilerinin nesneleri görme açılarıyla ilişkilendirerek çizdiklerini” belirterek perspektif konusuna el atmış ve bir sanat yapıtını yorumlarken de sanatçının kendi özgünlüğü doğrultusunda karşı tarafı yönlendirdiğine dikkatleri çekmiş. Aynı bağlamda, Vitrivius simetri ile öritmi (plastik sanatlarda çizgiler arasındaki oran) arasında bir ayrım yapmıştır. Öritmiyi nesnel oranların öznel bir görüşün gereklerine uyarlanması olarak tanımlamıştır (Vitrivius qtd. in Eco 12). Burada açıklık yani yorum yapma hakkı kaybedilir. Çünkü bir eser, onu yaratan kişi tarafından yollar kapatıldığı için tek ve kısıtlı okumalara yönlendirilir. Bu özellikle görsel yapıtlarda perspektifle birlikte ortaya çıkan bir durumdur. “Görsel yapıtları yaratırken, perspektif kullanan sanatçılar, izleyicinin bilincini kendilerininkiyle aynı yöne yöneltmeye çalışarak, yapıtın olası tek doğru biçimde görülmesini isterler.” Yani yapıtın olası tek doğru biçimde görülmesini isterler. Böylelikle, yapıtın yaratıcısı izleyicinin dikkatinin üzerinde odaklanacağı çeşitli görsel araçlar kullanarak, doğru olduğunu düşündüğü bakış açısını önceden belirlemeye çalışır (Eco 12).
Bu noktada Ortaçağdaki Alegori kuramına bakarsak. Kutsal kitap metinleri harfi harfine okuma yerine üç yönüyle okunup yorumlanmasına olanak sağlayan alegori kuramı ile günümüzdeki açıklık karıştırılmamalı.
Alegori kuramına göre bir metni,
- alegorik
- ahlaki
- gizemci
yönüyle okursak metnin üç farklı yorumuna ulaşırız. Buradaki açıklık sınırlı bir açıklıktır. Kapsama alanı, sadece üç yorumla üstelik önceden belirlenmiş kesinleştirilmiş üç yorumla daraltılmıştır. Bunlardan başka yoruma izin yoktur.
Öte yandan, Barok dönemde açık yapı lehine bir gelişme olmuştur. Bu dönem tarz itibariyle Rönesans döneminin sabit ve sorgulanamaz şeyleri sorgulama dönemidir. Sadece zihinlerde hareket yoktur. Görüntüde de hareket vardır. “Hareket ve yanılsama arayışı”, insanların kilise kurallarına karşı çıkması, değişimi sanata da taşımaları, onlarıda yaratıcı konumuna getirir. Barok dönemdeki bir insan için “sanat yapıtı kendisine verilen bağlantılara ve deneyimlerine dayanarak haz alması gereken bir nesne değil; keşfetmesi gereken potansiyel bir giz, oynanması gereken bir bir rol ve hayal gücünü harekete geçiren bir uyarandır” (Eco 15).
Mallarme daha da ileri giderek, esinlemenin en önemli amaç olduğunu belirtir. Bir şiirde nesneyi nitelemek okuyucu sınırlar. Halbuki “metin, şiir belli bir belirsizlik içinde olmalıdır ki sonsuz yoruma ve öneriye açık, çeşitli anlamları yüklemeye gebe olmalıdır“. Buna öneri poetikası adı verilmiştir.
Bu bağlamda, Kafka‘nın eserleri Dava, Şato, Duruşma, Mahkumiyet, Hastalık, Başkalaşım, İşkence açık yapıtın ilk örnekleridir. Onun eserleri sözcük anlamları içinde kavranılabilecek yapıtlar değildir. Bu eserler, herhangi bir dünya görüşüne göre veya ansiklopedik bilgi tarafından güvenceye alınmamıştır. Farklı yorumlar ve açılar eserin sadece belli bir kısmını tüketir. Tamamını kapsayamaz. Burda önemli bir noktaya geldik. Bir yapıt “açık olduğu oranda tüketilemez çünkü düzenli bir dünyanın yerini belirsizlikle temellenmiş bir dünya almıştır.” Bu güzel bir gelişmedir. Çünkü “olumsuz anlamda yönlendirici merkezler yok olmuş, olumlu anlamda, değer ve doğmalar sürekli sorgulanmaya başlamıştır”. Paul Valery “Bir metnin hakiki bir anlamı yoktur” diyerek olaya başka bir açılım getirir ( Eco 17)
Ulysses Wandering Rocks bölümü açık yapıta mükemmel bir örnektir. (18)
Finnegans Wake daha da ilgiçtir. Çünkü kitap aynı sözcükle başlar ve biter. Yapıt bir anlamda sonlanmış, ama aynı zamanda da sınırsızdır. Joyce sizi yönlendirir ama bu yönlendirme evrenin zenginliği ile donatılmıştır. Sayfa 19′a dikkat.
Epik tiyatronun öncüsü Brecht, izleyiciye öneriler getirmeden, incelenecek olayları birbrinden kopuk bir şekilde, yabancılaştırarak sunar, sonuçlar üzerinde düzenleme yapmaz. İzleyici gördüklerinden eleştirel sonuçlar çıkarmalıdır. Brecht’te açıklık farklı bir yorumla karşımıza çıkar. Açıklık “yenilikçi pedagojinin bir aracı” olmuştur ( Eco 20).
Öte yandan, açıklık sadece önceden kurulmuş, ve belli bir yapıya göre yeniden düzenlenmiş sanatsal bir olguyu kuramsal, zihinsel işbirliğine dayanan bir açıklık değildir. Tıpkı Scambi örneğinde olduğu gibi, dinleyici bir anlamda eseri tekrar yaratır. Tabii burası tehlikeli bir alan. Her bir farklı yorum, her bir yeniden yaratım arasındaki farklılığın estetik degerinin sorgulanması bir sorundur. Hareketli yapılar mimaridede görülür (Eco 21).
Bruno Munari‘nin yapıtları sürekli hareket eder. Bu bağlamda onun eserleri de mimari yapıdaki açık eser tanımına örnek teşkil eder.
Sanatın bir işlevi varsa eğer o da dünyayı tanımak bilmekten çok dünyanın tamamlayıcılarını ortaya çıkarmaktır. Yani bilim felsefesinin bir eğretilemesi. (24)
Barok dönemden itibaren artık sanatta ilgi ve dikkat özden çok görünüme kaymıştır (Eco 25)
Mallarme’in Le Livre’si hakkındaki yorumlardan her biri yapıtı “açıklar ama onu tüketmez”. Bu ifade bizi şu açıdan çok önemli bir açılıma getirir; yorumların her biri yapıtın tamamlanmış bir uyarlamasıdır ama izleyici açısından aynı zamanda tamamlanmamış sayılır, “çünkü yapıtın ortaya koyabileceği tüm sanatsal çözümlemeleri eşzamanlı olarak veremez.” Bu sonuç, Fizikte tamamlayıcılık ilkesi ile ilişkilendirilirse, temel bir parçacığın çeşitli davranış kalıplarını eşzamanlı göstermek mümkün değildir ve bu farklı davranış kalıplarını tanımlayabilmek için farklı modeller kurulması gerekir. Bu modeller tek başlarına doğrudurlar ancak her bir model potansiyel olarak bir diğeriyle çelişebilr, ve bu anlamda birbirlerini tamamlarlar.Bir modelden elde edilen bir veri bize remin bütününü gösteremez. Buna sistem hakkında eksik bilgilenme diyebiliriz. Bu modellerin ancak toplamı enformasyon olanaklarını tüketebilir (Eco 27).
Algısal belirsizlik konusu bize modern psikoloji ve görüngübilimden gelen bir terim. Bu terimi açmak için Husserl’e başvurmamız gerekiyor. Her bir bilinç durumu hem kendi özü hem de diğer bilinç durumlarıyla ilişki içindedir. Ve bu ilişki itibariyle sürekli değişir. Değişken yapısı nedeniyle yapılan her dış algılama bir süreçtir. Bu süreçte şu an algılanan aynı zamanda daha sonra algılanacak şeylere zeminde hazırlar. Bu bireyin bilinçli yaptığı bir şey değildir. “Algılamanın her yeni evresinde, yeni bir anlam kazanan sürekli bir projeksiyondur.” (Husserl qtd in Eco 28)
Bu ne demektir? Sartre’ın ifadesiyle var olan bir nesne sınırlı bir dışavurum dizisine indirgenemez çünkü bu dışavurmların her biri, sürekli değişen özneyle ilişki içindedir. Yani nesne farklı profiller gösterir ve bu profiller ile ona farklı bakış açıları geliştirilir. Sürekli bir ilişkidir bu. Var olmak ve görünmek geleneksel bir ikilidir artık. Onun yerine sonlunun tam çekirdeğine sonsuzu oturtur. Şimdi, Sonsuz ve sonlu şeklinde bir ikilik vardır. (Sartre qtd. in Eco 29)
Bu noktada süper bir düşünce sistemi karşımıza çıkıyor. Sorular soran kişi Merleau-Ponty‘dir. Bu sorular hem düşündüryor hem de konuyu toparlıyacak bir boyuta getiriyor?
Bir şey, hiçbir zaman için tamamlanmadığına göre, nasıl olurda gerçekten kendini bize sunar? Kendi varoluşu içinde eylem halinde bir birey olan ben, dünyaya ilişkin görüşlerim ve algılarım onu tüketmiyorsa ve ufuklar hep açık kalıyorsa, nasıl olur da bir dünya deneyimi yaşayabilirim?
Bu soruların üstüne Merleau-Ponty şöyle devam eder; Bir dünya gerçeği var. ancak bu dünya gerçeği ile onun tamamlanmamışlığı arasında bir çelişki başka bir çelişkiyi de yanında getirir. Bilinç her yerde bulunur. ama aynı zamanda bir varlık alanına bağlıdır. Bu çelişkili bir durumdur. Ama bu belirsizlik ne varoluşun ne de bilincin kusurudur. Bu ikisinin tanımıdır. yani bilinç bir aşırı aydınlanma bölgesi değil, tam tersine bir belirsizlik ve bulanıklık bölgesidir. (Mearleau Ponty qtd in Eco 29-30)
Spinoza ve Einstein hakkında yorumlar sunan Eco, bize şu özeti verir. hareketli yapıt, bir çok kişisel müdahaleye olanak tanır, ama bu biçimsiz, kişiliksiz, herhangi bir müdahale olmamalıdır. Başka bir deyişle, yaratıcı yorumcuya tamamlanacak bir yapıt sunar (Eco 32).
Bütün açı yapıtların ortak özelliği değişkenlikleridir. Ama belli bir yönelim içinde değişebilirler. İzleyiciyi yapıtın sahibi yönlendirir. Brecht izleyicisini özgür bir yanıta zorlar ama bu yanıtın Marksist diyalektikta yapmasını bekler (Eco 33).
Şöyle bir özetlersek:
- Açık yapıt hareketlidir.
- Organik olarak tamamlanmışlardır ancak izleyicisinin algılaması ile sürekli yaratılmaya açıklardır.
- Her bir açık yapıt sanal olarak sonsuz sayıda okumalar toplamına açıktır.
Bu üç özellik sanat yapıtının sonsuzluğuna gönderme yapar (Eco 34-5). “Sanat sonlu içinde konmuş bir sonsuzluktur. ..Yorumlar kesin oldukları kadar birbirlerine paraleldirler….bir yorum, ötekilerin tümünü dışarıda bırakır, ama yadsımaz. (Pareyson qtd in Eco 35)
Sstetik kuramcıların bu düşünceleri sanat tarihi açısından her döneme uygulanabilir. Ama günümüzde durum farklılaştı. Bunun sebebi sanatçı ile sanat tüketicisi arasındaki bu yeni ilişkinin sanat tarihinin yanı sıra sosyoloji ve psikoloji bilimlerini de içeriyor olması.
BÖLÜM 2: POETİK DİLİN ANALİZİ
Bu bölümde yorumların çeşitliliği ve sonsuz okuma hakkında açıklamalar var.
Dewey,
Gestalt (42)
ÜÇ ÖNERMENİN ÇÖZÜMÜ (44)
ESTETİK UYARI (52)
“Uzun yıllar dinlediğin parça” estetik haz alma sürecini pekiştirmek için verilmiş (Eco 56) .
ESTETİK DEĞER VE İKİ TÜR AÇIKLIK (58)
BÖLÜM 3 AÇIKLIK, ENFORMASYON, İLETİŞİM (63)
Enformasyon kuramı (64)
”Harflerin yazılı olduğu çok sayıda küpün havaya fırlatsam, hangi olasılık dağılımında olursa olsunlar, yere anlam ifade etmeyen bir dizi ile düşeceklerdir” örneği entropinin yani düzensizliğin ölçüsü fikrini pekiştirmek için verilmiş. (Eco 70)
Buna göre Wiener‘ın Sibernetik çalışmasına bir göz atmakta fayda var. Wiener’e göre bir iletinin içerdiği enformasyon, onun düzenlenişinin derecesiyle belirlenir. Yani enformasyon düzenle ilişkili bir olgu iken, entropi bunun zıt anlamı olmakta. Entropi bir düzensizlik ölçüsüdür. Yine bu noktada karşımıza işin başka bir boyutu çıkıyor. Düzensizlik ile enformasyon arasında nasıl bir ilişki var? (Eco 71)
Anlam ile enformasyon arasındaki farklılık (73)
poetik iletinin enformasyonu ve anlamı (74)
Enformasyonun İletilmesi (77)
Enformasyonun özelliklerinin gazetecilik bölümünde okuyanlar için ne kadar önemli olduğunu da göz önüne alırsak, gazların kinetiği kuramına örnek olarak verilen gaz molekülü dolu kap örneğinden çıkan sonucu iyice irdelemeliyiz. “enformasyon miktarı ne kadar büyükse iletilmesi o kadar güçleşir, ileti ne kadar açık ve netse, enformasyon miktarı da o kadar azdır.” (Eco 78)
Bu sonuca ulaşılan formülün açıklaması: Verilen formülde
I= bir enformasyon parçasının değeri N= yapılacak seçim adedini, h=öğe sayısını belirtiyor.
I= N log h
Örnek olarak elimizdeki iki zarı fırlatırsak;
N=2 olur çünkü iki zarımız var
h=6 olur çünkü her bir zarın 6 kenarı var.
Bu iki durumun olasılığı zar atma enformasyonun değerini gösterir. Bu olasılıklara ulaşmak pek de zor değil. ama satranç için aynı şeyleri söyleyemiyoruz. Çünkü yukardaki sonuçta belirtildiği gibi enformasyon miktarı burda çok olduğu için ileti o kadar açık olamıyor. Satranç oynayanlar bilir satranç tahtasında 64 kare vardır. Ve her bir oyuncunun hamlesi kurallara göre farklıdır. Buna göre …
Poetik söylem ve Enformasyon (80)
Müzikal söylem (84)
Enformasyon, düzen ve düzensizlik (85)
Dipnot (88)
III Enformasyon ve Psikolojik İletişim (93)
Etkileşim ve açıklık (99)
Enformasyon ve algılama (107)