Photography

Just another Edublogs.org weblog

KEATS: Beauty is Truth…

beauty-is-truth.doc         Beauty is Truth, Truth is Beauty 

Geçen aylardan birinde, gözlerimi bile hareket ettirmekte zorlandığım bir grip vakasında, hayatımdan bezmiş bir ruh haliyle elim kitaplığıma gitti. Hasta birini ancak hasta biri anlar. Keats’i yıllardır bu an için bekletmişim. Tam isabet. Hatta hafiften bir rahatlama ben onun kadar hasta değilim ve benimki geçici bir durum. Ama yazıya ve şiire karşı yeteneksizliğim kalıcı bir durum:((( Kullandığı metaforlar, bir tepenin zirvesine soğuk alma riskine ve var olan hastalığına rağmen varması ve  o manzarayı ta bu yüzyıla kelimelerle canlandırmadaki başarısını takdir ettim. Adam resmen kelimelerle o manzaranın fotoğrafını çekmiş. Hastalık yuzlerce mil yurumesine engel olmamış. Bu manzara şiirini ekleyeceğim buraya. İlk fırsattada Türkçe’ye çevirecem.

Çoğumuz artık bu dunyanın ne mal oldugunu anlamış durumdayız. Geçmiş günümüzden iyi değil, gelecek ne olacak bilemiyoruz. Geçmişin karanlığı önümüze bir gölge seriyor. Öyleyse, ne yapmalı ya da yapmamalı? 200 yıl önce, başında yoksulluk, verem, ve karşılıksız aşk gibi her türlü bela olan genç adam Keats bu acılardan yaratıcı bir şeyler çıkararak en azından şiir yazarak bir şeyler yapma gerektiğini idrak etmiş. “the World is full of Misery and Heartbreak, Pain, Sickness and opression” then he must find a purpose through his suffering. Yani madem dünya bu kadar acı, kalp kırıklığı, hastalık ve baskı ile dolu, acılar aracılığıyla bir amaç bulmalı. Acı çekmenin bir değeri olmalı. Kalbin aklı vardır. Zihin bu akılla şekillenmeli. Kalp zihnin öğretmeni olmalıdır. Acının eğittiği kalp sonunda ağır ağır acı displiniyle zihni ölümsüzlüğe kavuşturabilir. (240) Aslında acıyla ilgili Susan Sontag’ın başkalarının acıları konusunda yazdıklarınıda bir okumak gerekir. Belki de Keats bazı fotoğrafçıların yaptığı gibi acıyı estetize etmeye çalışmıştır. Ama kendi acısını. 

Bu noktada, Keats’in 1820 yılında tekrar yayınladığı “Ode on a Grecian Urn” şiiri önemli bir kilometre taşı. Bu şiirin son iki satırı estetizm içinde bir klişe haline gelmiş ve sanatın sanat için olduğu şiarına önayak olmuştur. Bir sanat eserininin güzelliğin ve gerçeğin dinini temsil etmesi. Bu dünyadan ziyade başka bir dünyada cennette ancak mutlu olunabileceğini, Psyche ve Cupid’in hikayesiyle destekler. Onların, bu dünyada bir türlü huzuru bulamayıp sonunda cennette sonsuza kadar mutlu olmaları Keats’in acı çekme analojisi için iyi bir malzeme olur. Küllerin tutulduğu bu vazoda ölümün kendisi estetik bir boyut kazanır. Klasik sanatın Keats’e katkısı. Vazonun üstündeki resimlerin sahibi vazonun içinde kül boyutunda. Bu resim vücutlar  artık her an ve donmuş bir zaman diliminde zaman dışında varlıklarını sürdürürler.  Bu vazo klasik sanatın bir örneği ise, bu onun zamanın kapsamı dışında var olan gerçeğin ve güzelliğin yaşamını garantilemesinin farkındalığına bizi ulaştırır. (244) Bu zaman dışında olmak aynı zamanda, zaman içinde vazonun varlığını sürdürmesi ise daha sonraki nesillerede güzelliği ulaştırmasıyla, sanatın gerçek anlamını ortaya çıkarır. Burda ünlü şiiri veriyorum:

When old age shall this generation waste,

Thou shalt remain, in midst of other woe

Then ours, a friend to man, to whom thou say’st,

‘Beauty is truth, truth beauty, -that is all

Ye know on earth, and all ye need to know.’ (245)

Coote, Stephen. John Keats: A Life. Houdher&Stoughton: London, 1995.